Kayıtlar

Bir Vazgeçiş Prosedürü

Eğer olur da bir gün intihar etmeyi düşünürseniz -ki düşünmeyin- hani oldu da karar verdiniz buna. Tıpkı Ali Saim Bey gibi. Kimdir Ali Saim Bey ve neden intihar etmeye karar vermiştir bilinmez. Aslında Ali Saim Bey diye biri yaşamış mıdır, o da bilinmez. Ama Ali Saim Bey intihar ederken düşünmedikleri bilinir. Çünkü düşünmedikleri, genellikle intihar ederken düşünülmeyen şeylerdir. İntihar ederken düşünülmemesi gereken en önemli şey; vizyonsuz Batman’in, Joker gibi vizyon sahibi bir kötüyü durdurmak için Gotham şehrine ne kadar zarar verdiğidir. Zira Gotham biraz Ali Saim Bey gibidir. Gerçekten var mıdır bilinmez fakat kurtarılması elzemdir. İntihar ederken düşünülmemesi gereken en önemli ikinci şey; siz ölürken dünyanın kendi etrafında kaç kere daha döneceğidir. Hayattan bir beklentisi kalmayan insanlar, dünyanın kaçıncı günde duracağıyla pek ilgilenmezler. Siz de ilgilenmeyin; Ali Saim Bey de ilgilenmemişti. Bileklerini kestiği o sofada kanı bileklerinden avuç içlerine akarken, açıkç...

Dersaadet'in Delisi; Ertunga'nın Doğumu

Rivayet Odur ki; Şol gökleri kaldıran, Donatarak dolduran, "Ol!" deyince olduran Yüce Tanrı; İsa Mesih’ten bin beş yüz, Muhammed Nebi’den dokuz yüz yıl sonra, Frenklerin Konstantiniyye dediği Dersaadet’te, Nalbant Murtaza’ya, Mevlevi Şeyhi Rağıb Efendi’nin kızı Nurbanu Hatun ile gerdeğe girmesinden yüz altmış üç ay dönümü sonra bir erkek evlat bahşetmiş. Galata meyhanesi müdavimi Ayyaş Salim’in üç maşrapa şarap karşılığı ettiği rivayete göre; Nurbanu Hatun’un doğumuna giren ebeler, ikindi ve akşam namazları arasında çocuğun nefessiz kaldığını, "öldü" diyerek cenaze ve defin işlemlerine başlandığını fakat yeri göğü yaratan Yüce Tanrı’nın bir mucizesi olarak, akşam ezanından sonra çocuğun kefen içinde ağlamaya başladığını söylerler. Doğuma giren ebelerden tüccar Hacı Ahmet Bey’in ikinci zevcesi Rabia Hatun: "Yetişin, Deccal dünyaya zuhur etti!" diyerek feryat figan ettiyse de dönemin alimleri ve uleması çocukta herhangi bir terslik görmemiş, bunu Rabia Hatun...

Sanrılar Bölüm #1

Uyandığımda çoğu zaman nerede olduğumu hatırlamam. Bazen eski çağlarda bir at üstünde, bazen gelecekte bir uçurumun kenarında. Zaman yolcusu değilim, aslında sizlerden biriyim. Sadece sizin rüya diye geçiştirdiğiniz şeyler bende daha keskin yaralar açıyor, Siz uyandığınızda hiçbir şey olmamış gibi işinize, okulunuza gidiyorsunuz bense uyanıp uyanamadığımı dahi bilemiyorum. Gözlerimi açtığımda, girintili çıkıntılı parke taşlarının olduğu bir sokakta ilerliyorum, Güneş müebbet hapis cezası yiyen bir mahkum gibi beton duvarların arasından kurtulmaya çalışıyor. Buraya nasıl ve neden geldiğim hakkında zerre fikrim yok. Başım; nöronlarım arasında bir meydan muharebesi varmışçasına ağrıyor. Ellerim ve ayaklarım çoktan bağımsızlığını ilan etmişler bile, herhangi bir parmak ucumdaki dokuyla beynim arasındaki bağlantıya dair hiçbir belirti yok. Vücudum en ufak bir müdahalede bulunmama izin vermiyor, sanırım bu tartışmadan vazgeçen taraf olup ayaklarım nereye giderse oraya kadar izleyeceğim ken...

Çetin Ceviz'in dehşet şanssızlığı

"ne ikna edici bir intihar girişimidir  ş imdi seninle g ö z g ö ze gelmak" ah muhsin ünlü. hiç bir doktorun iyile ş tiremeyece ğ i yaralar ı m var dedi ğ imde kimse inanmam ı ş t ı , oysaki do ğ ruyu s ö ylemekle m ü kelleftim ve hayat ı n bana att ı ğ ı en b ü y ü k kaz ı ğ ı n ben do ğ arken annemin ö lmesi oldu ğ unu d ü ş ü rd ü m ta ki O'nu g ö rene kadar ona O diyorum çü nk ü ismi hen ü z kulak kepçelerime çarparak, örs ve üzengimi sarsıp beynime bir nakı ş gibi i ş lenmemi ş ti. "merhaba ben Çetin Ceviz. Uzun süredir sizi gözlemliyorum, aslan saldırısından kaçarken sapa ğ ı ka çı r ı p da buralara d ü ş m ü ş olmal ı s ı n ı z?” ayna kar ş ı s ı nda bilmem ka çı nc ı kez prova etti ğ im bu konu ş may ı yar ı n O’nun kar ş ı s ı nda ger ç ekle ş tirecektim bu kez kararl ı yd ı m, bu kez diyorum çü nk ü daha öncede sayısını unuttu ğ um kez prova yapm ı ş ve her defasında da son sürat giderken duvara çarpmı ş bir Ferrari gibi kalakalm ı ş ...

uzaklardan çooook uzaklara

Resim
şimdi uzaklar diye bi ye var önüne gelen oraya gidiyor, sonra daha da uzaklar var kendinden kaçıp gidilemeyecek kadar uzaklar, sanki rüya ile gerçek arasındaki uzaklık kadar uzak. doğum gününe gidemeyecek kadar uzak. siz hiç çok uzaklara gittiniz mi? ya da birisi çok uzaklara giderken ağladınız mı? ama öyle böyle ağlamak değil sakızınız düşene kadar ağlamak, sigaranız sönene kadar ağlamak, kaçıp gitmek. nereye? herkesin gelebileceği kadar uzağa gitmek mesela, belki ideallerin uğruna, belki birilerinden kaçmak ya da birilerine yaklaşmak uğruna ne olursa olsun gitmek kötüdür. daha da kötüsü kalmak gidenin arkasından öylece bakakalmak ne onunla gidebilmek ne de giderken el sallayabilmek gidene yıllarca görememenin acısını aynı anda belki de peşin olarak çekmek, özlememek gitmeye değer mi? ya kalan özlerse gideni? gitmek kötüdür evet uzaklardan çok uzaklara  gitmemeye teşebbüs etmek lazım kalmak değil belki ama uzaklardan belki biraz daha uzaklara gidilemez mi mesela? Bakakaldim...

Yine mi çicek?

belirli belirsiz çalan telefona baktı saat gece iki'ye geliyordu, mesaj gelmişti yine beş tane ama bir tanesi bile kendisini ilgilendirmiyordu gelen mesajlara tekrar baktı yine alakasız mesajları gördü telefonu yatağın üstüne atıp balkona çıktı belki biraz temiz hava iyi gelirdi. sigarası bitmek üzereydi ekleme usulüyle bi tane daha yaktı, saat gece üç'e geliyordu telefona baktı hâlâ aynı alakasız mesajları gördü canı iyice sıkılmıştı, müzik açtı arkadan hafif fonda Sezen Aksu yine mi çicek şarkısı çalıyordu şarkının söz yazarı Meral Okay'a bir kez daha rahmet okudu "ne güzel yazmış üstad" diye geçirdi içinden telefona baktı hålå aynı alakasız mesaj. telefonu eline aldı bir sigara daha yakacaktı ki paketin boş olduğunu fark etti "hassiktir tam da bitecek zamanı buldun" dedi içinden, telefondan yeni mesaj yaz kısmına girdi "seni seviyorum" yazıp gönderdi cevap beklemeye başladı yarım saat geçemesine rağmen istediği cevap hâlâ yoktu gelen me...

oysa sen

oysa sen, yüzyıllardır tozlu raflarda hatırlanacağı günü bekleyen yaralı bir tanrı tasviri kadar, -en azından benim kadar-                                     yorgunsun... rüyalarımdan geçip gittiğin olurdu ara sıra tüm yokluğunla. dokunurdun, kainat kadar gerçek dudaklarınla güneş yanığı tenime ama sen, herhangi bir sevişmenin yerine geçemeyecek kadar -en azından tanrı kadar-                                     varsın...