Dersaadet'in Delisi; Ertunga'nın Doğumu
Rivayet Odur ki;
Şol gökleri kaldıran,
Donatarak dolduran,
"Ol!" deyince olduran Yüce Tanrı;
İsa Mesih’ten bin beş yüz, Muhammed Nebi’den dokuz yüz yıl sonra, Frenklerin Konstantiniyye dediği Dersaadet’te, Nalbant Murtaza’ya, Mevlevi Şeyhi Rağıb Efendi’nin kızı Nurbanu Hatun ile gerdeğe girmesinden yüz altmış üç ay dönümü sonra bir erkek evlat bahşetmiş. Galata meyhanesi müdavimi Ayyaş Salim’in üç maşrapa şarap karşılığı ettiği rivayete göre; Nurbanu Hatun’un doğumuna giren ebeler, ikindi ve akşam namazları arasında çocuğun nefessiz kaldığını, "öldü" diyerek cenaze ve defin işlemlerine başlandığını fakat yeri göğü yaratan Yüce Tanrı’nın bir mucizesi olarak, akşam ezanından sonra çocuğun kefen içinde ağlamaya başladığını söylerler. Doğuma giren ebelerden tüccar Hacı Ahmet Bey’in ikinci zevcesi Rabia Hatun: "Yetişin, Deccal dünyaya zuhur etti!" diyerek feryat figan ettiyse de dönemin alimleri ve uleması çocukta herhangi bir terslik görmemiş, bunu Rabia Hatun’un vesvesesi olduğuna dair fikir beyan ettiler.
Mevlevi Şeyhi Rağıb Efendi’nin ve Nurbanu Hatun’un akrabalarının tüm karşı çıkışlarına rağmen Nalbant Murtaza, oğluna Ertunga ismini koydu. Ertunga beş yaşına basmadan kılıç talimlerine başlamış; mahallede alt etmediği, kolunu bükmediği akranı kalmamıştı. Oldukça akıllı ve çalışkandı fakat Kur’an Elifbası’nı bir türlü ezberleyememiş, akranları Kur’an’ı hatmettiği halde Ertunga olduğu yerde saymıştı. Gel zaman git zaman, on iki yaşına basan bu cengaver çocuk, kalıbıyla akranlarından ayrılmaya; on beş yaşındakilerle güreş tutmaya, kılıç sallamaya, ok atmaya ve at binmeye başlamıştı. Gelgelelim Kur’an elifbasında hiçbir ilerleme kaydedemeyince, babası Murtaza Efendi tarafından ikinci senenin sonunda camiden alınıp Germiyanlı Demirci Mehmet Efendi’nin yanına çıraklığa verildi. Burada tam beş yıl çalışan Ertunga, ustasından işin tüm inceliklerini kaptı. Helallik alıp ayrılmadan evvel kendisine; kabzasında gümüşten türlü işlemeleri olan yarım adam boyunda bir kılıç ile kabzasının bir yanında "el-Hakk", diğer yanında "el-Adl" yazan, yakut işlemeli bir hançer yaptı.
Ertunga erişkinliğe vardığı vakitlerde, Dersaadet’te o güne kadar görülmemiş bir olay yaşandı. Şehzade Selim babasını tahttan indirip yerine cülus eylediğinde; Ertunga, Sultan Selim’in heybeti karşısında ağzı açık kalmış bir halde olanları izlemiş ve o günden itibaren en büyük hayali Selim’in ordusunda bir cengaver olarak cenk etmek olmuştu. Galata Camii müezzinlerinden Sarı Ahmet Efendi’nin rivayetidir ki; din iman bilmez bu çocuk o günden sonra daha da azıtmış, girdiği her cemaatte Sultan Selim’in bile kendisiyle kılıçta ve ok atmada boy ölçüşemeyeceğini söylemeye başlamıştı.
Yorumlar
Yorum Gönder