Çetin Ceviz'in dehşet şanssızlığı

"ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi seninle göz göze gelmak"

ah muhsin ünlü.

hiç bir doktorun iyileştiremeyeceği yaralarım var dediğimde kimse inanmamıştı, oysaki doğruyu söylemekle mükelleftim ve hayatın bana attığı en büyük kazığın ben doğarken annemin ölmesi olduğunu düşürdüm ta ki O'nu görene kadar ona O diyorum çünkü ismi henüz kulak kepçelerime çarparak, örs ve üzengimi sarsıp beynime bir nakış gibi işlenmemişti.

"merhaba ben Çetin Ceviz. Uzun süredir sizi gözlemliyorum, aslan saldırısından kaçarken sapağı kaçırıp da buralara düşmüş olmalısınız?” ayna karşısında bilmem kaçıncı kez prova ettiğim bu konuşmayı yarın O’nun karşısında gerçekleştirecektim bu kez kararlıydım, bu kez diyorum çünkü daha öncede sayısını unuttuğum kez prova yapmış ve her defasında da son sürat giderken duvara çarpmış bir Ferrari gibi kalakalmıştım nedenini inanınki bilmiyorum bayım tek bildiğim bir an önce sabah olmalı ve ben afrika steplerinde dolaşırken yanlışlıkla buraya düşmüş bir ceylana benzeyen o güzelle tanışmalıydım.

Babam ilkokul öğretmeniydi, inanın bana bayım yirmi dokuz yıllık hayatımda babamı asla affedemedim, eğer beni yapmaya karar vermeselerdi annem şu anda hayatta olacaktı ve ben tüm içtenliğimle anneme sarılamasam da onun varlığı babamı çok daha mutlu edecekti. Sabah olduğunda her zaman gittiğim kafeye gitmek içi hazırlandım, altın madalyaya koşan Ussein Bolt gibi hızlı hareket ediyordum inanın sayın bayan hiçbir aşk insanda uyuşukluk yapmaz.

Her zaman gittiğim cafede, her zaman oturduğum yere oturdum ve beklemeye başladım oysaki zaman dediğimiz olgunun ne kadar göreceli bir kavram olduğunu unutmuş gibiydim, bir çay ve üç adet sigaramın eşlik ettiği yalnızlığım ve bekleme nöbetlerim telefonumun çalmasıyla son bulmuştu. Babam her zamanki gibi tam zamanında aramış ve bir bekleme ibadetinin içine etmişti, adeta kilisede yaktığım mumu söndürmüş ve Tanrı’yla  konuşmama engel olmuştu, oysaki neler anlatacaktım Tanrı'ya ya da O bana neler anlatacaktı ama babam bu koyu sohbeti bölen şeytan gibi girdi aramıza, saatlerce beklememin sonucunda babamdan bir adet çağrı ve O’nun izinli olduğu haberini alarak ayrılıyordum kendi kendime sokak ortasında söylenmeye başladım: “Merhaba ben, Çetin Ceviz. Siz kesinlikle O olmalısınız Tanrı’nın babamı affettirmek için gönderdiği bir melek değilseniz cennet levhasını kaçırmış bir melek olmalısınız.”



“Efendim?” başım yerde olduğu için kimin, kime seslendiğini göremedim ama Cern deneyinde protonlarla çarpışacak olan nötronlar kadar kendimden eminim ki bu ses onun sesiydi. Ani bir tepkimeyle kafamı kaldırdığım anda, dünyanın en büyük ve en güzel gözleriyle karşı karşıya gelmiştim, karşı karşıya gelmek denemez aslında tam anlamıyla esir alınmıştım, karanlık sorgu odasında azılı bir katili sorgular gibi bakan gözleri ve belli belirsiz Mona Lisa gülümsemesi arasında gidip gelen dudakları arasında kaybolmuştum adeta, aklımdan bildiğim ve öğrenmek üzere olduğum ve asla öğrenemeyeceğim bütün kelimeler uçup gitmişti dudaklarımdan: “Merhaba” sözcüğü tasmasından kurtulmuş aç bir köpeğin ete saldırması gibi birden fırlayıverdi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

şapkam dolu çiçekle

Bir Vazgeçiş Prosedürü

Dersaadet'in Delisi; Ertunga'nın Doğumu